- 1982 Anayasası güncelliğini kaybetmiştir. 45 yıl önce yapılmış olan darbenin bir sonucu olan bu metin değişen koşullara gelişen dünyaya ayak uyduramamaktadır. Aradan geçen 40 yılı aşkın sürede hem siyasal sistemde hem toplumsal yapıda hem de hukuki gelişmelerde köklü dönüşümler yaşanmıştır. Bu dönüşümlere rağmen anayasa metni, kapsamlı ve tutarlı bir revizyondan geçirilmemiş; dolayısıyla çağın gereklerine yanıt veremeyen, sistematik bütünlüğü zedelenmiş bir normlar bütünü haline gelmiştir.
Örneğin: 1982 Anayasası modern haklar alanında oldukça yetersizdir. 1982 Anayasası hazırlandığı dönemin ihtiyaçlarına göre şekillenmiş olup, dijital haklar, kişisel verilerin korunması, çevresel anayasal haklar, yapay zekâ ve algoritmik denetim gibi çağdaş konulara dair yeterli anayasal düzenlemeler içermemektedir.
- 1982 Anayasası askerî vesayetin izlerini taşımaktadır. Türkiye Cumhuriyeti Devletinin demokrasi sürecinde büyük bir yara olarak değerlendirilen askeri darbelerin neticesinde Türkiye toplumunda demokrasiye olan güven zedelenmiştir. Darbeci zihniyetin ürünü olan bu metinden kurtulmak, millet iradesinin anayasal düzeyde tam olarak tecelli etmesi için elzemdir. Demokrasiye olan inancın tekrardan temini için sivil katılımcı, çoğulcu bir anayasa yapılması zarurettir.
- 1982 Anayasasının çatısı bozulmuştur. 43 yıl önce plebisit olarak kabul edilen bir halk oylamasıyla kabul gören bu anayasanın üzerinden uzun zaman geçmiş olup 21 kez değişikliğe uğramıştır. 84 maddesinin 134’ü farklı zamanlarda değiştirilmiştir. Bu değişikliklerin çoğu parça parça ve tepkisel biçimde yapıldığından, anayasa metni sistematik bütünlüğünü kaybetmiş, birçok maddesi arasında çelişkiler doğmuştur. Bu durum, anayasanın hukuki güvenlik ve öngörülebilirlik işlevini zayıflatmakta hem kamu otoriteleri hem de bireyler açısından belirsizlik ve yorum karmaşasına yol açmaktadır. Demokratik katılım mekanizmalarının dışlandığı, sınırlı toplumsal meşruiyete dayalı bir süreçle kabul edilmiştir. Bu sebeple çatısı bozulan anayasanın tekrardan toplumun uzlaştığı, toplum sözleşmesi olarak değerlendirilecek bir anayasa yapılmalıdır. Türkiye ilk defa sivil siyaset eliyle, tamamen yerli ve milli bir anayasa yapmalıdır. Bu anayasa, bu toprakların ruhunu ve milletimizin değerlerini yansıtmalıdır.
- 1982 Anayasasında demokratikleşme yollarını tıkayan bazı hükümler vardır. AK Parti iktidarlarında temel hak ve özgürlükler büyük ölçüde genişlemiştir. Yeni anayasa bu kazanımları koruyacak ve daha ileri taşıyacaktır; özellikle inanç ve ifade özgürlükleri daha sağlam temellere oturtulacaktır.
Örneğin: Temel Hakların Kolay Sınırlandırılması
Mevcut anayasada hak ve özgürlükler geniş görünse de sınırlama rejimi çok esnek. “Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü” gibi muğlak kavramlarla birçok hak kolayca sınırlandırılabiliyor.
Basın özgürlüğü ve ifade özgürlüğü davalarında “terör örgütü propagandası” veya “devletin birliğine tehdit” gibi gerekçeler çok geniş yorumlanabiliyor.
1982 Anayasası
Madde 13: Hak ve Hürriyetlerin Sınırlandırılması
“Temel hak ve hürriyetler, yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen nedenlerle ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
Özel sınırlama sebepleri diğer hak maddelerinde de ayrı ayrı yer alır (örneğin ifade özgürlüğü, toplantı hakkı gibi). Bu sınırlama sebepleri arasında şu gibi muğlak ifadeler bulunur:
“Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü”, “Milli güvenlik”, “Kamu düzeni”, “Genel ahlak”, “Suç işlenmesini önleme” gibi.
Özel sınırlama sebeplerinden:
Madde 26 – İfade Özgürlüğü:
“…Bu hürriyetlerin kullanılması; milli güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü, suç işlenmesinin önlenmesi, başkalarının şöhret ve haklarının korunması sebepleriyle sınırlanabilir.”
Madde 34 – Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Hakkı:
“…Bu haklar, milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlak sebepleriyle sınırlanabilir.”
Bu maddelerdeki “devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü” gibi ifadeler geniş yorumlandığında, temel haklara karşı sınırsız yetki doğurabiliyor.
- 1982 Anayasası milletin taleplerine cevap veren bir metin değildir. Mevcut anayasa halkın değil, bir cunta zihniyetinin dayatmasıyla hazırlanmıştır. Yeni anayasa milletin beklentilerini esas almalı; millet ne diyorsa, o olmalıdır.
- 1982 Anayasası toplumsal sözleşme niteliğini haiz bir metin değildir. Yeni anayasa, 85 milyon vatandaşın kendini içinde bulduğu, kapsayıcı ve kuşatıcı bir toplumsal sözleşme olmalıdır. 1982 Anayasası, 12 Eylül 1980 askerî darbesi sonrasında, olağan hukuk düzeni askıya alınmışken hazırlanmıştır. Anayasa Komisyonu ve Danışma Meclisi; Doğrudan halkın seçtiği temsilcilerden değil, askerî rejimin atadığı kişilerden oluşmuştur. Siyasi partiler kapatılmış, sivil toplum örgütlerinin anayasa sürecine katkısı engellenmiştir. Toplumun çeşitli anayasayı hazırlama sürecine dâhil edilmemiştir.
Ayrıca Anayasa Oylaması Serbest İrade Ortamında Yapılmamıştır. 1982 Anayasası 7 Kasım 1982 tarihinde halkoyuna sunulmuştur. Ancak referandum sürecinde: “Hayır” kampanyası yasaklanmış, açık propaganda yapılması mümkün olmamıştır. Basın sansür altına alınmış, “evet” dışında görüş açıklayanlar baskı görmüştür. Oy pusulası üzerinde, anayasanın kabul edilmesi halinde Kenan Evren’in cumhurbaşkanı olacağına dair hüküm yer almıştır. Bu şartlar altında yapılan oylama, serbest seçim ilkesine ve demokratik meşruiyet ölçütlerine aykırıdır.
Kürt’üyle, Türk’üyle, Alevi’siyle, Sünni’siyle herkesin “bu benim anayasam” diyebileceği bir metin tekrardan toplumun tüm kesimleri dinlenerek düzenlenmelidir.
7. 1982 Anayasası güçlü Türkiye vizyonuna uygun değildir. Türkiye Yüzyılı vizyonu için, eski Türkiye’nin prangalarından kurtulması gerekmektedir. Yeni, çağın ihtiyaçlarına uygun, reformcu ve büyük Türkiye’yi taşıyacak bir anayasa artık zarurettir. AK Parti döneminde Türkiye ekonomide, teknolojide, savunma sanayiinde ve şehirleşmede büyük reformlar yapmıştır. Ancak mevcut anayasa, bu dönüşüm sürecini destekleyecek vizyoner bir çerçeve sunmamaktadır. Yatırım ortamının güçlendirilmesi, bireysel girişimciliğin önünün açılması, dijital ekonomi ve yapay zekâ gibi yeni alanların anayasal zemine oturtulması artık elzemdir. Yeni anayasa, kalkınmayı teşvik eden, reformları hızlandıran ve Türkiye’yi küresel rekabette ileri taşıyacak bir normatif zemin oluşturmalıdır.
8. 1982 Anayasası, sivil toplumun anayasal süreçlere katılımını teşvik eden açık mekanizmalar sunmamaktadır. Halkın karar alma süreçlerine doğrudan katılımını sağlayacak referandum, halk inisiyatifi, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi gibi yenilikçi demokrasi araçları yoktur. Modern demokratik sistemlerde halkın yönetime doğrudan katılımını teşvik eden, sivil toplumun karar alma süreçlerinde aktif rol almasını sağlayan düzenlemeler kritik öneme sahiptir. Ancak mevcut anayasa, bu anlamda yenilikçi ve kapsayıcı bir çerçeve sunmamaktadır.
9. 1982 Anayasası toplumsal dinamiklere tepkisiz kalmaktadır. 1982 Anayasası, hazırlandığı dönemin siyasi ve ideolojik atmosferinin etkisiyle şekillenmiş olup, aradan geçen 40 yılı aşkın sürede yaşanan derin toplumsal dönüşümlere anayasal düzeyde yanıt verebilecek bir dinamizmden yoksun kalmıştır. Türkiye, genç ve dinamik nüfus yapısı, artan kentleşme, dijitalleşme, kadınların toplumsal yaşama artan katılımı ve birey haklarının daha görünür hale gelmesi gibi çok katmanlı bir dönüşüm süreci yaşamaktadır. Ne var ki, 1982 Anayasası bu yeni sosyal gerçeklikleri karşılayacak esneklikten ve temsil kapasitesinden uzak kalmıştır. Özellikle gençlerin anayasal süreçlere katılımı, dijital yurttaşlık kavramı, bilgi teknolojilerinin yarattığı yeni hak kategorileri (örneğin dijital mahremiyet, platform eşitliği, algoritmik şeffaflık), kadınların eşit temsili ve engelli bireylerin kamusal yaşama dâhil edilmesi gibi çağdaş anayasa hukukunun gündeminde olan konular, mevcut metinde yeterince karşılık bulmamaktadır. Bu durum, anayasanın toplumsal meşruiyetini ve normatif gücünü zayıflatmakta, anayasa ile toplum arasındaki temsili ve psikolojik bağın kopmasına yol açmaktadır. Anayasaların statik değil, yaşayan belgeler olması gerektiği yönündeki modern anayasal teori ışığında değerlendirildiğinde, 1982 Anayasası’nın bu dönüşümlere kapalı yapısı, anayasanın sosyolojik geçerliliğini ve güncelliğini yitirmesi sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle, yeni bir anayasa yapılması sadece hukuki bir zorunluluk değil, aynı zamanda sosyolojik bir ihtiyaçtır. Yeni anayasa; genç kuşakların, kadınların, dijital yurttaşların ve diğer toplumsal kesimlerin taleplerini anayasal düzeyde tanıyan, çoğulcu, kapsayıcı ve özgürlükçü bir zemin oluşturmalı; devlet-toplum ilişkisini yeni nesil haklar perspektifiyle yeniden tanımlamalıdır.
- 1982 Anayasası’nda erkler arasındaki denge bozulmuş durumdadır ve yetki çatışmaları yaşanmaktadır. 1982 Anayasası, güçler ayrılığı ilkesine formel olarak yer vermiş olsa da kurumsal yapısı ve yetki sınırlarının belirsizliği, yasama, yürütme ve yargı erkleri arasında ciddi çatışmalara ve fonksiyonel dengesizliklere neden olmuştur.
Örneğin: 1982 Anayasası’nın sistematiği hem AYM’nin konumunu belirsizleştirmiş hem de yasama, yürütme ve yargı organlarıyla işlevsel çatışmalara neden olmuştur. Bu çatışmalar hem normatif belirsizlikten hem de kurumsal denge mekanizmalarının eksikliğinden kaynaklanmaktadır. Anayasa Mahkemesi’nin norm denetimi ve bireysel başvuru kararlarının bağlayıcılığı netleştirilmeli, kuvvetler ayrılığı ilkesi, denge ve denetim mekanizmaları çerçevesinde etkinleştirilmelidir.

