Anayasa Mahkemesi’nin “Süresiz” Yoksulluk Nafakası Düzenlemesini İptali Üzerine Değerlendirme

Anayasa Mahkemesi, 4 Haziran 2026 tarihli (E.2025/156, K.2026/131) kararıyla, 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun 175. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “…süresiz olarak…” ibaresini Anayasa’ya aykırı bularak iptal etmiştir. Kararın gerekçesi ise 30 Eylül 2026 tarihli Resmî Gazete’de (Sayı: 33386) yayımlanmıştır.

Yüksek Mahkeme’nin Kararında; yoksulluk nafakasının hukukumuzdaki tarihsel gelişimi, karşılaştırmalı hukuktaki yaklaşımlar ve çatışan anayasal hakların dengelenmesi ekseninde kapsamlı bir analiz yapılmaktadır:

  1. 1926 tarihli mülga 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi’nin ilk metninde yoksulluk nafakasının 1 yıllık süreyle sınırlandırıldığı, ancak 1988 tarihli ve 3444 sayılı Kanun ile bu sınırın kaldırılarak süresiz nafaka düzenlemesinin mevzuatımıza girdiği akabinde de 4721 sayılı Türk Medeni Kanun’a da aktarıldığı izah edilmiştir.
  • Akabinde karşılaştırmalı hukukta nafaka yükümlülüğünü süreler bakımından değerlendirmek amacıyla İsviçre, Almanya, Fransa, İngiltere, Hollanda ve Belçika Hukuklarındaki örneklerini göz önüne alan Yüksek Mahkeme “süresiz nafaka” yükümlülüğünün yeknesak bir şekilde var olmadığı gözlemlenmiştir.
  • İsviçre’de nafakanın süresi tarafların şahsi ve ekonomik durumlarına göre somut olaya özgü takdir edilmekte,
  • Almanya’da eşlerin öncelikle kendi geçimlerini temin etmeleri ilkesi benimsenmekte,
  • Fransa’da kural olarak toplu ödeme öngörülüp irat şeklinde süresiz ödemeye yalnızca istisnai durumlarda imkân tanınmakta,
  • İngiltere’de ekonomik bağımlılığı makul bir sürede bitirme hedefiyle süreli nafaka tatbik edilmekte,
  • Hollanda ve Belçika’da ise evlilik süresi ekseninde kademeli ve belirli üst sınırlara tabi yasal süre rejimleri uygulanmaktadır.
  • Anayasa Mahkemesi kararda, aynı kuralı Anayasa’nın 2. maddesi kapsamında denetlediği 17/5/2012 tarihli (E.2011/136, K.2012/72) ret kararına da atıfta bulunmuştur. Mahkeme anılan kararında; yoksulluk nafakasının ahlaki düşünceler ve sosyal dayanışmanın bir tezahürü olduğunu, süresizlik unsurunun nafaka alacaklısının her hâlükârda ömrü boyunca nafaka alacağı anlamına gelmediğini ve kuralın her durumda hâkime süresiz nafakaya hükmetme zorunluluğu yüklemediğini kabul ederek iptal talebini reddetmişti. Ancak Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında kural emredici nitelikte görülmüş; hâkime süre bakımından hiçbir takdir yetkisi tanınmadığı ve irat şeklinde bağlanan nafakanın kanun gereğince mutlaka süresiz tayin edilmesi gerektiği yaklaşımı sürdürülmüştür. Anayasa Mahkemesi, normun lafzının hâkime esneklik tanıyabilecek nitelikte yorumlanmaya müsait olmasına karşın, yargısal uygulamanın bu yönde gelişmemesi sebebiyle kuralın artık bireyler açısından öngörülebilir ve açık bir hukuki güvence sunamadığını tespit etmiştir.
  • Anayasa Mahkemesi; incelemeyi Anayasa’nın 2. maddesindeki ilkelerinin yanı sıra, 5. ve 17. maddeleri bağlamında “kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı” ekseninde yürütmüştür.
  • Evlilik birliğinin taraflara yüklediği dayanışma yükümlülüğünün boşanmadan sonra kısmen devam etmesi meşru bir amaç taşımakla birlikte;
  • Kusurlu olması dahi aranmayan nafaka borçlusuna, hiçbir nesnel ölçüt gözetilmeksizin kategorik ve ömür boyu sürecek mali bir mükellefiyet yüklenmesi,
  • Yükümlülüğün sona ermesinin yalnızca nafaka alacaklısına bağlı istisnai şartlara (yeniden evlenme, birlikte yaşama, haysiyetsiz hayat sürme veya ölüm gibi) terk edilmiş olması,
  • Nafaka borçlusunun ruhsal, ekonomik ve sosyal bütünlüğü üzerinde ağır ve katlanılamaz bir külfet doğurmaktadır.

Mahkeme; devletin çatışan haklar arasında adil ve makul bir denge tesis etme yönündeki pozitif yükümlülüğünün bu suretle ihlal edildiğine kanaat getirmiştir.

  • Mahkeme, adil dengenin sağlanabilmesi adına irat şeklindeki nafakada hâkime somut olayın özelliklerine göre süre belirleme yetkisi tanınmasını zaruri görmüştür. Bu takdirde; evliliğin süresi, tarafların yaşı, sağlık ve eğitim durumları ile kendi imkânlarıyla geçimini temin edebilme kapasitesi gibi nesnel kriterlerin kanunla öngörülebilir bir çerçeveye kavuşturulması gerektiği belirtilmiştir.

Anayasa Mahkemesi, Türk Medeni Kanunu m. 175/1’de yer alan “…süresiz olarak…” ibaresinin Anayasa’nın 2., 5. ve 17. maddelerine aykırılığı nedeniyle iptaline oyçokluğuyla karar vermiştir. Hukuksal boşluk doğmaması amacıyla iptal hükmünün, kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından itibaren 9 ay sonra (30 Haziran 2027) yürürlüğe girmesine hükmedilmiştir.

Kanaatimizce Anayasa Mahkemesinin vermiş olduğu Evlilik oranlarının giderek düştüğü, boşanma oranlarının ise arttığı günümüz demografik ve toplumsal yapısında; “süresiz yoksulluk nafakası” uygulaması, bilhassa evlilik kararı aşamasındaki gençlerin haklı çekinceler taşımasına yol açan kronik bir probleme dönüşmüştü. Zira evliliğin sona ermesinden sonra tarafların ömür boyu geçmişin mali yüküyle bağlı kalması; kanunda sayılan istisnai şartlar gerçekleşmedikçe bireyin kendi geleceğini, mali ve ailevi hayatını özgürce planlayabilmesini zor hale getirmekteydi.

Bu çerçevede Anayasa Mahkemesi’nin kararı; bireylerin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı ekseninde adil menfaat dengesini yeniden tesis eden, toplumsal kaygılara da kısmen de olsa nefes aldıracak yerinde bir adımdır.